Ana Sayfa

Tarih: 23.08.08

Bu Haber 897 kere okundu.


Her şey ilk hesabın yapıldığı gibi şekillenmiyor. Koşullar ilk etapta yapılan hesapları tam anlamı ile yıkabiliyor. Öngörülemeyen detaylar bütünün tamamlanmasında büyük bir engel oluşturabiliyor. Yapılan hesaplar kimi zaman uygulamaya yansımıyor. Kimi filmlerin çekimleri yarıda kalır, negatifleri yıkanamaz, iş kopyası alınamaz, kurgusu yapılamaz. Hayatın her kesiminde olduğu gibi sinema sektöründe de bazı yapıtlar yarım kalırlar ve seyirciyle buluşamazlar. 

Fuat Uzkınay'ın 1914'lerde çektiği, kimi iddialara göre de çekilmediği, kimine göre arşivlerde kaybolduğu veya tüm diğer tartışmalı iddialarla şekillenen "Ayestefanos Abidesinin Yıkılışı" gibi kuşku yaratan, depo yangınlarında kül olan, çok özel yaşamları konu alması nedeniyle dava açılıp "Kayıp Kız Ayla" gibi gösterimi yasaklanan filmler bir yana bırakılırsa, Türk sinemasında "yarım kalan yapımların tarihi" 1916'da başlar. Tabiki bu süreç görünenlerin belgelerin anlatımıdır, birde gizli bilinmeyenlerin tarihi vardır ki asıl orda karşımıza çıkacak rakamlar ve gerçekler kesin rakamları ve tarihi oluşturmaktadır.

Türkiye'ye sinemayı getiren ilk kişi olan Romanya uyruklu Polonya yahudisi Sigmund Weinberg, 1916'da dönemin ünlü tiyatrocularından Benliyan Topluluğu ile anlaşarak "Leblebici Horhor" adlı filmi çekmeye başlar. Ne var ki, çekim sırasında başrolü üstlenen oyunculadan birinin ölmesi sonucu yapım yarım kalır ve tamamlanamaz. Eğer Weinberg'in başına bu beklenmedik kaza gelmeseydi "Leblebici Horhor", Türk sinemasının "ilk konulu filmi" olacaktı. Lakin hiçbir zaman evdeki hesap çarşıyı tutmuyor. Yıllar sonra "Leblebici Horhor"u Muhsin Ertuğrul, 1923 ve 1934'te iki kez beyaz perdeye uyarlayacaktır. O zaman tamamlanamayan bu proje zaman ve koşul uygunluğuyla daha sonra hayat bulabiliyor.

Yine dönemin ünlü komedyenlerinden İsmet Fahri (Gülünç), "Tombul Aşığın Dört Sevgilisi" adlı bir sahne oyununu filme çekmek ister ve filmin çekimlerine başlanır. İsmet Fahri, filmin hem yönetmeni, hem de başrol oyuncusudur. Bu kez ortaya çıkan bir anlaşmazlık sonucunda durum yine değişmez. Bu "ilk komedi filmi denemesi" de yarım kalır ve ilk komedi filmi olma gururu bu aksilikle başka bir yönetmen ve oyuncuya layık olur. 

Türk sinemasının başlangıç yıllarında yarım kalan filmler, türleri oluşturan ilk denemelerdir. Örneğin 1918 yılında çekimine başlanan "Alemdar Mustafa Paşa", tamamlanıp seyirci karşısına çıksaydı sinemamızın "ilk tarihsel filmi" olacaktı ama bu yapımda o fırsatı kaçıran yapımlardan olmuştur. Ama şu gerçeğide gözardı etmemek lazım ki her türlü oluşumun kuruluş aşaması sancılı ve zor olmaktadır. 

Sedat Simavi, karikatürleriyle ün yapan genç bir gazeteci olarak "Pençe" ve "Casus" adlı Türk sinema tarihinin ilk dönem filmlerini yönetmiştir. Kendisi gibi genç bir gazeteci olup foto muhabirliği yapan Burhan Felek'le üçüncü konulu filmi "Alemdar Mustafa Paşa"yı çekmeye başlar ve Burhanettin Tepsi'nin başrolünü oynadığı filmin görüntü yönetmenidir Burhan Felekte. "Alemdar Mustafa Paşa"nın yarım kalma talihsizliği ise filmin çekim aşamasından sonra ortaya çıkar. Yani, kopyası basılmadan esrarengiz bir şekilde kaybolur. Dönemin tek sinema tarihçisi Rakım Çalapala'ya göre "Alemdar Mustafa Paşa"nın negatifleri pozitif kopyası alınmadan, I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu yenilgiye uğrayınca "imha" edilmiştir. "İmha" edilsin ya da kaybolsun, sonuçta "Alemdar Mustafa Paşa", Türk sinema tarihine "yarım kalan film" olarak geçecekti.

Tiyatro yazarı Fazlı Necip adı, "tiyatro ansiklopedileri"nin hiçbirinde geçmiyor. Sinema ansiklopedilerinde de. Gizli bilinmeyen bir isimdir Fazlı Necip ama "Malül Gaziler Cemiyeti" adına 4 filmde yönetmenlik bile yapmış: "İstanbul Perisi", "Lale Devri", "İstanbul Esrarı" ve "Binbirdirek Vak'ası Yahut Tayyarzade". Ki kaderidir sanki Fazlı Necip’in yarım kalmış filmlerin yönetmeni olmak. Dört filmide yarım kalmıştır Fazlı Necip’in.

Fazlı Necip'in son üç filmiyle ilgili olarak daha aydınlatıcı bilgiye yazık ki sahip değiliz. "İstanbul Perisi" adlı filmin yarım kalıp kalmadığı konusuna gelince, birbiriyle çelişen iki iddia var. 1922 tarihli "İstanbul Perisi", Rakım Çalapala'ya göre çekilmiş, Nijat Özön'e göre ise "yarım kalmış". Görüldüğü gibi Fazlı Necip'in ve "İstanbul Perisi"nin durumu, "şimdilik" kaydıyla oldukça kuşkulu.

Bu kuşkulu durum da 1958'de çekimine başlanan "Bir İnsanlık Meselesi-Allah Korusun" adlı film için geçerli. Filmin yönetmeni, ünlü seslendirme sanatçılarından Vala Önengüt’dür. Önengüt, adı geçen filmi kabullenmeyip "ben çekmedim" desede, oyunculardan Fikret Hakan karşıt bir açıklamayla şöyle diyor: "Önengüt'ün çektiği 'Bir İnsanlık Meselesi'nde başrolü Suat Taner adlı bir genç oynuyordu. Bir ara beni çağırdılar. Bu kez bez ben oynamaya başladım. Bir anlaşmazlık çıkıp yarım kaldı, bilemiyorum. Geçmişteki bu olay biraz karışık."

1960'lı yılların başı. Metin Erksan, Halit Refiğ ve Tarık Dursun K'dan sonra, bir "sinema eleştirmeni" olarak Rekin Teksoy da ilk kez yönetmenlik yapacaktır. Polisiye bir komedi olarak tasarlanıp "çakaralmaz aptal bir hafiye tipi" üzerine kurulu öykünün senaryosunu da gazeteci-romancı Cengiz Tuncer yazmıştır. Tuncer, aynı zamanda "Tabancamın Sapını Gülle Donatacağım" adıyla çekilecek filmin de Rekin Teksoy'la birlikte ortağıdır. "Çakaralmaz aptal hafiye"yi Teksoy'un avukatlığını yaptığı ünlü piyanist İlham Gencer oynayacaktır. Gencer, başından düşmeyen şapkasıyla, göğsündeki karanfiliyle ve elindeki tabancasıyla kamera karşısına geçip çalışmaya başlar. Film tıkır tıkır seyrinde giderken birden beklenmedik bir olay patlak verir. Dörtte üçü çekilen filmin bir sahnesinde İlham Gencer, Aysel Tanju sevişirken, ünlü piyanistin yeni evlendiği eşi sete gelir. Ertesi gün filmin setine gelmeyen İlham Gencer, ortalıktan kaybolmuştur. Durum anlaşılır. Aysel Tanju ile sevişmesine bozulan eşi yüzünden Gencer, oynamaktan vazgeçer, film de yarım kalır. Böyle ilginç hatta traji komik hikayelerlede bazı filmler yarım kalmıştır sinema tarihimizde. Şunuda gözardı etmemek lazımki hiçbir milletin tarihinde bizde olduğu kadar çok değildir traji komik hikayeler.

Teksoy ve Tuncer, filmin banyo paralarını ödeyemedikleri için negatiferi stüdyodan alamazlar. Ve ne ilginçtir ki filmin pavyon gibi bazı sahneleri başka filmlerin aralarına eklenerek bedavadan kullanılır.

1964'te kendi adına şirket kurup "Vur Gözünün Üstüne" adlı filmle ilk kez gerçekleştirdiği "yönetmenlik serüveni"ni, daha sonraki yıllarda sürdüremez Hayri Caner. Anadolu bölgesi işletmecilerine güvenerek çekimine başladığı ya da ön hazırlıklarını sürdürdüğü filmlerin tümü yarım kalacaktır. Yılmaz Güney ve Türkan Şoray'lı iddialı hayali listelerle ortaya çıkan Caner'in gerçekte eti budu nedir ki?.. Süleyman Turan'ın başrolünü oynadığı "Altın Yumruk" ve diğer 2 film, "Viski Kadın ve Pasta" ile "Arkadaşımın Aşkısın" yarım kalır. Birbiri ardına tamamlanamayan bu filmlerin Türk sinemasındaki rekoru, bir süre önce yitirdiğimiz Hayri Caner'dedir.

1968'de Ajda Pekkan'ın oynadığı ve çekimini bitirdiğini söylediği "Zehirli Hayat" adını taşıyan filmin de kayıtlarda yer almadığı görülür. Oysa Ajda Pekkan'ın, o tarihlerde çekimi yarım bırakıp Ankara'ya şarkıcılık yapmaya gittiği bilinmektedir. Ve Caner, Pekkan'lı filmi Adanalı işletmeciye teslim edemeyip zor durumda kaldığından intihar girişiminde bulunduğunu bir yazısında açıkladığına göre "Zehirli Hayat"ın durumu da bellidir.

Türk sinemasında yarım kalan filmler listesi, 1965'de oyuncu Fahri Sadedil'in "Milyon Kurbanları"yla 1967 yapımı Oksal Pekmezoğlu'nun Yıldız Tezcan'lı "Nemli Gözler" filmiyle sürüp gider.

Bu tarihsel süreçte, bilgimizin dışında çeşitli nedenlerle yarım kalmış başka filmler yok mu? Unuttuklarımız veya atladıklarımız varsa da çok azdır.

Türk sinema tarihinin yarım kalmaktan kıl payı kurtulan iki önemli filmi ise "Zavallılar" ile "Yol"dur. Yılmaz Güney'in çekimine başlayıp tutuklanması sonucu yarım bıraktığı "Zavallılar"ı, uzun bir aradan sonra "eski dostuna gönül borcu" olarak Atıf Yılmaz tamamlamıştır. Yine demir parmaklıklar ardındaki "mahpus Güney"le anlaşmazlığa düşen Erden Kıral'ın yarım bıraktığı ya da "bıraktırıldığı" "Yol"un yeniden çekimini Şerif Gören gerçekleştirmiştir. "Zavallılar" ve "Yol", her ne kadar konumuzun dışında gibi görülse de bir dayanışma sonucu ziyan edilmekten nasıl kurtarıldığını gösteren ilginç iki örnektir.

Sinema tahinin bilinen bu yarım kalma örneklerinin yanında birde bilinmeyen onlarca belkide yüzlerce yarım kalma hikayesi mevcuttur. Yarım kalan filmler birer olumsuz örnek gibi gözüksede, bu yükün altına elini koyan ve olanaklar çercevesinde bir yapıt oluşturmaya çabalayan tüm emektarlara teşekkür etmemiz gerekiyor. Kimi zaman ufak kimi zaman büyük sorunların engellediği bu yapıtlar tamamlanamasa bile mevcut amaç ve sarf edilen emeğin kutsallığı tartışılmaz bir fayda ve olumluluk olduğu tartışılmaz bir gerçektir.

Kazım Kartal Hayatı
Turist Ömer
h harfi ile türk filmi isimleri
1980 yılında çevirilen filmler
Sinemada Yarım Kalan Filmler
Vizyondaki Filmler
Ajda Pekkanın Filmleri
1976 yılında çevirilen filmler
Kemal Sunal Hayatı inek şaban
Göç Filmleri Gurbet Filmleri
1978 yılında çevirilen filmler
Kadir İnanırın Filmleri
Göksel Arsoy
1963 çevirilen filmler
Değirmen Filmi
1981 yılında çevirilen filmler
Mehmet ali erbil hayatı filmleri
Müjdat Gezen Hayatı Filmleri
K harfi ile türk fimi ismleri
Ajda Pekkan
İlginç Film isimleri
Zeki alasya hayatı filmleri
1979 yılında çevirilen filmler
Fatma Girik Hayatı
Köy Filmleri

Horoz Nuri, sinema haberleri, Türk Sineması, eski türk filmleri, artistler

Proğram indir Kişisel web sitesi