|
Ajda Pekkan sevgisinin, yalnızca şarkı ve albümlerle sınırlı kalması mümkün değil elbette; sayısı epeyce olan filmler de, her Ajda Pekkan hayranının ilgi alanına giriyor. Benim de öyle. Televizyonda denk geldiğinde hiç kaçırmam bu filmleri, defalarca seyretmiş olsam bile bir daha bakarım. Eşi benzeri olmayan bir eğlence sunmakta bu filmler, üstelik Süperstar, büyük bir kısmında şarkı söylemeyi de ihmal etmemiş, çoğunlukla plak haline gelmemiş şarkılar... Bu şarkıları keşfetmek, yeniden dinlemek de ayrı bir keyif. Adı, yanılmıyorsam "Babamız Evleniyor" (Vahi Öz'ün her gece Ajda Pekkan'ın çalıştığı bara dadanması üzerine, oğulları Tamer Yiğit ve Süleyman Turan tarafından kurtarılmaya gayret edilmesini anlatan film) olan filmi belki bin kere seyrettim. Super Kanal çok sık gösteriyor bu filmi ve barın şantözü rolündeki bizimki, Sezen Cumhur Önal'ın sözlerini yazdığı ve Sacha Distel vasıtası ile Türk Popu'nun en önemli şarkılarından biri haline getirilen "Kime Derler Sana Derler"i söylüyor olduğu için her seferinde ekrana yapışırım. Yüzlerce plak yapmış birinin bir tek Sezen Cumhur Önal şarkısını bile plak olarak kaydetmemiş olması çok ilginç. Bu filmi görmeden önce, Ajda Pekkan'ın ısrarla bundan kaçınmış olacağını düşünmekteydim. Ama böyle değilmiş demek ki, filmlerde söylemiş ve her niyeyse 45'lik haline gelmemiş işte. Elimin altında video olmasına rağmen bu filmi bir türlü kaydedemiş olmam da ayrıca tuhaf, belki de beceriksizlik. Her seferinde bir şey çıkıyor. Ya elimin altında boş video kaset olmuyor, ya yanlış bir düğmeye basıyorum ya da ben "Bu sefer yetiştim işte" deyip kayıt yaptığımı sanırken, beta / VHS / VCD Player aletleri arasında dolanıp duran kabloların biri yerinden çıkmış olduğundan vuslat yine bir başka sefere kalıyor... Süperstar'ın son filmi olan "Harun Reşid'in Gözdesi" konusundaki şanssızlığım ise daha da ağırdı, bu filmi hiçbir şekilde seyredememiştim. Bu filme ulaşmak için, yıllar yılıdır, aklınızın almayacağı şekil ve usullerde çırpınmış ama bir sonuç elde edememiştim. Nihayet, yakın bir zamanda, bir tür Süpermen olarak kabul ettiğim Anabala Han'daki Dip Sahaf'tan Volkan Özboz, bu filmin Almanya'da basılmış bir video kasedini buldu da muradıma erdim. Önce kendimi sağlama aldım, kaseti VCD'ye çevirdim ve sonra da oturup seyrettim. Meğer neler kaçırmışım.
SARAYIN YOLLARI TAŞTAN
Atıf Yılmaz'ın (yardımcı yönetmen de Zeki Ökten) bir filmiymiş "Harun Reşid'in Gözdesi". Bu bilgiye Agah Özgüç'ün film kataloglarından da ulaşabilirmişim ama, filmi tek arama nedenim Ajda Pekkan olduğu için pek de umurumda olmamış demek ki. Film, neredeyse üç-beş metrekarelik bir alanda çekilmiş gibi duran savaş sahneleri ile başlıyor. Harun Reşid'in (Tuncer Necmioğlu)n, çıkan isyanı bastırmak üzere Horasan'a gönderdiği komutan (Turgut Özatay), bu kadar işin arasında, Horasan valisinin kızına (Ajda Pekkan) da tecavüz (film iğfal diyordu) eder. Vali kızı Dilara (ya da Dilaram; oyuncular bir öyle bir böyle sesleniyorlardı ona), tecavüzden hemen sonra, orada bulunması için bir sebep olmayan (filmin devamında, rekabet halindeki bu iki adamın asla aynı yere ya da aynı göreve gönderilmediğini öğreniyoruz çünkü) Harun Reşid'in oğlunun yardımı ile kaçar, kaçar ve köle tüccarlarının eline düşer. Köle pazarlarında açık artırma ile satışa çıkarıldığında boynunu büküp kaderine razı olcak diye düşüneniz varsa yanılıyor. Gururundan bir milim bile feda etmiyor Dilara; tüller içinde yarı çıplak pazarlanmaktayken, kendisine dokunan adamları zincirleriyle yerlere seriyor, sahibinin işine engel olduğu için kırbaçlandıkça kırbaçlanıyor. Ne gam, gururun fazlası sarayın kapısının açılmasına sebep oluyor sonunda. Komutanımızın karısı Lale Belkıs, hiç inandırıcı olmayan bir sebep (ki bazen, herhangi bir sebep de olmayabiliyor bu filmlerde) ileri sürerek Dilara'ya talip oluyor ve "Kızım marifetlerin ne?" sorusunu takip eden bir - iki göbek hareketi ve arkasından patlatılan bir "aranjman" sonrası, iki bin beş yüz altına onu satın alıyor...
Filmin, bizimkinin saraya girişinden sonrasını anlatan bölümleri (film o niyetle çekilmemiş bile olsa) Almodovar filmleri tadında sahici bir komedi: Önce rakibi Devlet Devrim'i ipe gönderir, sonra Harun Reşid'i kendisine bağlar; sonra da, bu tip filmlerde hiç eksik olmayan sihir-zehir gibi şeylerin yardımı ile babasının intikamını alır, şehzadeyi kendisiyle evlenmeye ikna eder... Bütün bunları da yaparken, şarkıcının üçüncü albümünün kapağındaki (ve bu yazının bir yerlerinde de bulunan) fotoğrafta üzerinde olan dans kostümleri ile sarayın koridorlarında koşturur da koşturur, her an her saniye birileri ile kumpaslar kurar ve seyrdene "estetiğin gücü" üzerine acayip bir ders verir
|